adilkurtoglu61.sitemynet.com
ADD BEŞİKDÜZÜ ŞUBESİ ADD BEŞİKDÜZÜ ŞUBESİ ETKİNLİKLERİMİZ Onuncu Yıl Marşı-Bursa Nutku-Konya Nutku Anılarla Atatürk Atatürk ve Şiir Rütbeleri-Yazdığı kitaplar-Özdeyişleri-arkadaşları-vecizeleri-müzeleri-sevdiği şarkılar-Kronolojisi KATILDIĞI SAVAŞLAR VE DEVRİMLERİ Atatürk ün Kehanetleri-19 Rakamı Atatürk ve Kadın-Latife-Fikriye-Bulgar Sevgili Bunları Biliyormuydunuz Atatürk ün Dine bakışı Atatürk Diyorki-Özdeyişleri Atatürk hakkında söylenen sözler-Bulutlara ve Yer Yüzüne yansıyan görüntüler Vasiyeti-Son yılları-Ölümündeki sır PerdesiTabutunun açıldığı günün resimleri Atatürk İlkeleri Nutuk ve Gençliğe Hitabe-Gençliğin cevabı Hayatı-soyu-yakınları-çocukları-tanımı-eşyaları-kimliği Atatürk ile ilgili Linkler-Uğur MUMCU ve Atatürkçülük Atatürk Resimleri Atatürk ün Cenaze resimleri-Gazete haberleri

Bunları Biliyormuydunuz

ADD BEŞİKDÜZÜ ŞUBESİ

BİLİYOR MUYDUNUZ?
>
> Atatürk`ün dünyada `başöğretmen' sıfatlı tek lider
> olduğunu Bir geometri
> kitabı yazdığı,
> Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri
> teriminin (Türkçe) isim
> babasının bizzat Mustafa Kemal olduğunu...
>
> Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim
> olduğunu...
>
> ''Atatürk'' çiçeği'nin adını, çiçeği bulan Wanderbit
> Üniversitesi
> profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve
> bu çiçeğin
> tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını...
>
> Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama
> ve baskı olmadan her
> Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk
> büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün
> resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda
> bulunduğunu...
>
> ''Mimber'' adında bir gazete çıkarttığını ve 52
> sayı yayımlanan gazetede
> ilk defa sansür kelimesi geçtiğini...
>
> Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın
> askerlerimizin olduğu, dünya
> tarihine geçen tek bir üsteğmenimizin olduğunu,
> Üstteğmen Kara Fatma'nın
> 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin
> reiseliğine bizzat Atatürk
> tarafından atanmış olduğunu...
>
> Bir röportajda Birleşmiş Milletlere üye olmayı
> düşünüyor musunuz?" diye
> sorulduğunda "Şartlarımızı koyarız, kabullerine
> bağlı. Biz müracaat
> etmeyiz üye olmak için, davet gelirse düşünürüz"
> dediğini ve bunun üzerine
> BM yasasının değiştirildiğini ve üyeliğe davet
> edilen ilk ülkenin Türkiye
> Cumhuriyeti olduğunu...
>
> 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli,
> en buhranlı döneminde,
> danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz
> yirmiden fazla kişiye; "Şu
> anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile
> Mustafa Kemal'i görmek için
> neler vermezdim" dediğini...
>
> 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde
> yayınlanan bir şiirde; "Allah
> bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak
> isterse başına Mustafa
> Kemal gibi lider getirir" denildiğini...
>
> 1996'da Haiti Cumhurbaşkanının vasiyetinde,
> mezar taşına yazılmasını
> istediği metinde; "Bütün ömrüm boyunca
> Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal
> Atatürk'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu
> öldüm" yazdığını...
>
> 2000'de ABD Başkanı'nın milenyum mesajında; ''
> Milenyumun hiç şüphe
> yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal
> Atatürk'tür. Çünkü o yılın değil
> asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir"
> denildiğini...
>
> 2005'de Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden
> birisi olan Mr. Johns`un
> önerisinin "Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek
> Atatürk' ü örnek alsın
> yeter" olduğunu...
>
> 2006'da ise AB Uyum yasalari geregince devlet
> dairelerinden Atatürk
> resimlerinin kaldirilmasinin istendiğini...
>
> BİLİYOR MUYDUNUZ!!!

33 DERECELİ MASON UN İTİRAFI

Yıl 1948, Ağustosun 1''i.

Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti (ELD)''nin "Laiki foni" yani "Halkın sesi" isimli gazetesinin 685''inci nüshasında, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli farmason Avram Beneraoysan şunları yazar:

" Mefkûremizi imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!.."

33 dereceli komünist mason hangi darbeden bahsetmektedir ve "akıbeti feci şartlar altında ölüm" olan kimdir?

Bırakalım onu da kendi söylesin:

"(..) Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara''da Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke''ye hitaben, ''Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeğe teşebbüs etmeyiniz'' demişti..

O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır.

Fakat asla!

Türkiye''deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova''da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, oradakilere şaşkınlık içinde haykırdım:

''- O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!''

İşte böyle.. 1948 yılı Ağustos ayının 1''inde Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti örgütünün yayın organı "Laiki Foni"nin 685 sayılı nüshasında Ege ve Balkanların kıdemli komünistlerinden 33 derece mason Bulgar Yahudi Avram Benaroyas''ın itirafları.

Bu itiraflar General Cevat Rifat Atilhan tarafından çevrilmiş,, "Atatürk''ün Ölümündeki Sır Perdesi" alt başlığı ile gazeteci Ogün Deli tarafından kaleme alınan "Agoni" isimli derlemeye de alınmıştır.

Biz oradan aktarıyoruz.

Evet, Atatürk Türkiye''deki mason derneklerini, "Kökü dışarıda Yahudi uşakları" diyerek kapatıyor ve dünya masonları bunun üzerine Moskova''da gerçekleştirdikleri bir toplantıda, "O sarı lider suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır!" kararı alıyorlar.

Sonrasını zamanın kıdemli komünistlerinden 33 dereceli mason Avram Benaroyas''ın kaleminden okumaya devam edelim:

"- Atatürk''ün âni bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk anlarda Kemal Atatürk''ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o, felsefemizin Türkiye''de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi."

Localarını kapattığı için Atatürk''ü "ortadan kaldırma" kararı alan mason-komünist ittifakı silahla öldürme riskini başarı şansı yüzde 10''larda olduğu için tercih etmez. O zaman şu kararı alırlar:

"- Onun ölümü esrarengiz olacaktır!"

Balkanların kıdemli komünisti, 33 derece mason Avram Benaroysan''ın 1948''de kaleme aldığı itiraflarında Atatürk''ü esrarengiz ölüme götüren yol haritası şöyle anlatılıyor:

"- Mason cemiyeti Atatürk tarafından kapatıldıktan sonra; mason biraderler, cemiyet sanki kapatılmamış ve Atatürk''le aralarında hiçbir ihtilaf yokmuş gibi vaziyet aldılar. İmkân buldukça onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı lider kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti

Ve devam ediyor üstat mason Benaroysan:

"- Doktorlarımız Atatürk''ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden; 1937 ortalarında, ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk''e ilk darbeyi sinir organlarını za''fa düşürmek suretiyle indirdi.."

İşin özü bu..
Detayları Lazer Yayınları arasında çıkan "Agoni"den öğrenebilirsiniz. Yunanistan''da yayınlanan 1 Ağustos 1948 tarih ve 685 sayılı "Laiki Foni" gazetesine ve zamanın kıdemli komünisti 33 derece mason Benaroysan''ın hayatına ulaşmak Atatürkçü bir Genelkurmay için, TBMM için, Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan emekli generaller, mesela Çevik Bir için hiç de zor olmasa gerek

Adamlar, mason derneklerini kapattığı için Atatürk''ü biz öldürdük. Önce vurmayı düşündük, sonra başaramamaktan korktuk, onun çevresini kuşattık, güvenini sağladık, sonra da hedefimize ulaştık diyor, Atatürkçüler susuyor, pısıyor Kur''an kurslarına, başörtüsüne aslan kesilenler masonlarla kadeh tokuşturuyor


Anlatılanlar hakikat ise, yedi düveli yenen Atatürk, üç buçuk masonun elinde can çekişe çekişe can vermiş ve onun canını alanlardan hesap sorulmamış, bu ayıp bu millete yeter de artar bile

Ya sonra?..

Mason dernekleri 1948 yılında "İnönü''nün emri ve Celal Bayar''ın desteği ile" tekrar faaliyete geçtiler. Halkevlerine devredilen mallarını da geri aldılar
______________________________________________________________

ATATÜRK İLE İLGİLİ BİLİNMEYENLER
Türkiye Gizemleri
Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk´ün olağanüstü yaşamı boyunca başından son derece ilginç ve gizemli olayların geçtiği biliniyor. Bu sayfamızda da bunların bir kısmına yer vermeye çalışacağız. Zaman içinde bunlara bulduğumuz yenileri de ilave olacak. Hepsini yanyana getirdiğimizde Atatürk´ün üstün şahsiyetinin yanısıra birde olağanüstü ve bilinmeyen bir yanının da olduğu gözler önüne serilmiş olacak.
İLK BAŞ KALDIRIŞI :
Atatürk, oldu olası Arapça derslerinden, yere bağdaş kurarak oturmaktan ve dizleri üstünde durarak yazı yazmaktan hiç memnun değildi.Yine dizlerinin üstünde durmaktan dizlerinin ağrıdığı bir gün ayağa kalkarak dersi ayakta dinlemeye başladı.Fakat bu seferde hocası bundan memnun olmamıştı ve Atatürk´e yerine oturmasını söyledi.Atatürk ise dizlerinin ağrıdığını ve oturamayacağını söyledi. Bunun üzerine hocası sinirlenip, deliler gibi haykırarak ;
"Neee bana karşımı geliyorsun " dedi.
Atatürk bunun üzerine ;
"Evet karşı geliyorum" dedi.
Tam bu anda diğer bütün çocuklarda ayağa kalkıp ;
"Evet karşı geliyoruz" diyerek aynı sözleri tekrarlayınca,hoca ne yapacağını şaşırarak onlarla uzlaşmak zorunda kalmıştı. Bu onun ilk baş kaldırışıydı. Liderlik vasfının ve kitleleri peşinden sürükleyen karizmasının ilk ortaya çıkışıydı.
15 YIL HÜKÜM SÜRECEKSıN...
Atatürk hakkında yapılmış birçok kehanet vardır.Bunların en ilginci onun el falına bakan bedevinin söyledikleridir.
Mustafa Kemal arkadaşları ile Bingazi´ye, Trablusgarp savaşına katılmaya gidiyordu.Yolda bie bedevi´ye rastladılar.Bedevi el falına çok iyi baktığını ve genç subaylara da isterlerse bakabileceğini söyledi.Hepsi ellerini açarak bedevinin söylediklerini dinlemeye başladı.Sıra Mustafa Kemal´e gelince, o önce baktırmak istemedi ama arkadaşlarının ısrarı karşısında, sonunda o da elini bedevi´ye açtı.Bedevi ele bakar bakmaz yerinden sıçradı ve heyecan içinde ;
"Sen padişah olacaksın" dedi ve ilave etti "15 yıl hüküm süreceksin."
Genç subaylar gülüştüler ve yollarına devam ettiler.
Aradan yıllar geçti, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti´nin Cumhurbaşkanı oldu.Cumhuriyetin 14.yılında hastalandı.Karaciğeri kötüye gittiğinde çevresindekiler ona "Artık içme Paşam" dediler.
Atatürk onlara birzamanlar yolda rastladıkları falcı bedevi´yi hatırlattı ve gülerek ;
"Arap vaktiyle söylemişti, Bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecek...Hesapça bu son senemizdir..."
Yıl 1938 ´di...
SECCADE ÜZERıNDEKı KEHANET
Bilindiği gibi Hint halkı Atatürk´ü ve Türk halkını yanlız bırakmamıştı.Kurtuluş savaşından yıllar sonra ,1929 yılında Bir hintli Mihrace Atatürk´ü Pera Palas´taki 101 No´lu odasında ziyarete gelmişti.Mihrace´nin Atatürk´ü hangi nedenle ziyaret ettiği ve adı ve ziyaret sebebi hala bilinmiyor.Mihrace´nin ziyaretindeki bir sır da getirdiği hediyede yatmaktadır.Bu hediye altın sırmalı, hint işi ipek bir seccadedir.
Seccadenin üzerinde bir şamdanın asılı olduğu düz bir kemeri,her iki yanında birer güvercin bulunan beş kubbeli bir diğer kemerin çevrelediği görülmektedir.Bordür de fillerden oluşmaktadır.
En ilginç yer ise her iki kemerin arasında orta kısımda dal kıvrımları ve güllerin çevrimi ile oluşan boşlukta romen rakkamlı bir saatin bulunmasıdır ve saat ; 09.08´ i göstermektedir. Atatürk Mihracenin ziyaretinden 9 sene sonra saat 09.05 ´te vefat etmişti.
Seccade halen Pera Palas´ ta bulunmaktadır.

ATATÜRK´ÜN GELECEĞı GÖRDÜĞÜ OLAYLAR :
Atatürk 1931 yılında,2.Dünya savaşı´nın patlamasının yakın olduğunu söylemiş ve bu konudaki düşüncelerini General McArthur´a şöyle anlatmıştı.
"Versay antlaşması,1.dünya savaşı´na yol açan nedenlerden hiçbirini ortadan kaldırmadı.Tersine rakipler arasındaki uçurumu büsbütün derinleştirdi.Şimdi içinde yaşadığımız barış dönemi,sadece bir ateşkesten ibarettir.Avrupa´nın geleceği Almanya´nın alacağı tavra bağlıdır."
General McArthur´a göre,savaşın 1940-1945 yılları arasında çıkacağını söyleyen Atatürk,Almanya´nın ancak Amerika´nın savaşa katılması ile yenileceğini ifade etmiştir.
Atatürk hayatının sonlarına doğruda şöyle diyordu ;
"Bir dünya savaşı yakındır.Bu savaş sonucunda, dünyanın durumu ve dengesi baştanbaşa değişecektir."
ATATÜRK, Mussolini hakkında da şu görüşlerini açıklamıştı ;
Mussolini bir maceraperesttir.Milletini bir uçuruma sürüklemektedir.Her tarafa saldırıyor.Bu adam yüzünden,çok şımarmış olan bu millete dersini vermeyi çok isterdim.,lakin yakında bir küçük millet onlara layık olduğu dersi verecektir.Ve şunuda hatırlatırım ki,bir gün gelecek,Mussolini´yi kendi milleti linç edecektir."
Bu görüşleri aynen gerçekleşmiştir.
ATATÜRK´ÜN RÜYASI :
Atatürk´ün bir rüyasını da Dr.Reşit Galip Bey´den öğrenmekteyiz,
"Mustafa Kemal ,Ankara´ya geldikten bir süre sonra ilginç bir rüya görmüştü.Ertesi gün bana şöyle anlattı. ;
"Reşit Bey,rüyamda bana ´Paşam ,ınönü´den ne haber?´diye sordunuz.Bende ´vaziyet kritiktir´ cevabı verdim.´Kritik nedir? Anlamadım ki!´dediniz.Bende ´Bunun cevabını 15 dakikaya kadar veririm´ diyerek odama çekildim."
Mustafa Kemal bana bu rüyasını anlattığında düşman henüz ızmir´e çıkmamıştı,ınönü mevkii de henüz bir önem taşımıyordu.Aradan yıllar geçti 2.ınönü savaşı´nın kritik günlerinden biriydi.Mustafa Kemal´in arabası Millet Meclisinin önünde durdu.Hemen yanına koşarak,telaş ve endişe içinde, "Paşam ,ınönü´den ne haber?" diye sordum.
Aynen şu cevabı verdi ;
"vaziyet kritiktir"
O zaman ben ;
"Kritik nedir? Anlamadım ki!" dedim.
O da ;
"Sana bunun cevabını 15 dakikaya kadar veririm" dedikten sonra gülümsedi ve ;
"Hani Ankara´ya geldikten sonra bir rüya görmüşdüm,hatırladın mı?"
Hafızamı yoklayarak, rüyasını anlattım.Gülerek ;
"işte, rüya ayniyle vakidir.Ben ısmet´i tanırım,göreceksin 15 dakikaya kadar kendisinden muzafferiyet haberi alacağız."
Gerçekten de 5 dakika geçmeden bir telgraf gelmiş ve 2.ınönü savaşı´nın da zaferle sonuçlandığını öğrenmişlerdi...

ATATÜRK´ÜN 1907´DE ÇıZDıĞı T.C. HARıTASI :
Atatürk, Kurtuluş savaşından çok önce, ittihatçıların Trakya´da 1907´de yaptıkları bir toplantı sırasında, bir Türkiye haritası çizmişti.Orada bulunanların anlattıklarına göre,o günkü Osmanlı devleti sınırlarıyla hiçbir ilgisi olmayan ve o zaman hiçbir anlam veremedikleri bu harita, gelecekte, yine Atatürk´ün kuracağı Türkiye Cumhuriyeti´nin haritası olacaktı.Haritada bugünkü sınırlarımıza uymayan tek bir fark vardı ;Atatürk, bizden ayrılmasına gönlünün bir türlü razı olmadığı Kerkük´ü de Türkiye topraklarına katmıştı.

ATATÜRK HAKKINDA 6 BİLİNMEYEN
Ulu Önder'in bilinmeyen yönleriyle tanışmak ister misiniz? İşte size Atatürk hakkında şimdiye kadar hiç bir yerde duymadıklarınız
1-"YETER ARTIK MUSTAFA
Trenle yaptığı yaptığı bir Erzincan gezisi sırasında, bacaklarıyla karşısında oturan kadının bacaklarını buluşturması, Latife Hanım'ın "Yeter artık Mustafa!" diye bağırması üzerine trenden indirilip Ankara'ya gönderilmesi, Lord Kinross'un "Atatürk" adlı kitabında anlatılmıştır.
2-SON SÖZLERİ SAAT KAÇ DEĞİLDİ
Atatürk'ün 10 Kasım 1938 günü sabahı hayata gözlerini yumarken söylediği son sözleri "Saat kaç" olarak bilinir. Oysa biraz daha sonra, şuurunu kaybetmeye başlarken sürekli olarak tekrarladığı sözler "Aman dil!.. Aman dil!.." olmuştur. Dil birliğini ve dil devrimini kasteden bu sözler Ata'nın gerçek son sözleridir.
3-"BENİMLE BİRLİKTE OLDU
Atatürk'ün hayatına girdiği söylenen kadınlardan bir diğeri ise Macaristan'ın güzellik kraliçesi, TV filmlerinin seks ilahesi Zsa Zsa Gabor... Kimine göre bu tamamen uydurmadır, kimine göre ise Ata'nın küçük kaçamaklarından biri... Hatta tartışma o kadar uzar ki, yıllar sonra o gece Atatürk'ün masasında keman çalan "ecnebi kemancı" bulunur, olayın içyüzü sorulur. Kemancının anlattıkları ise kimseyi memnun etmez; "Atatürk o gece o kadar çok içmişti ki, hiçbir şey yapamadı, masada sızdı kaldı!" Zsa Zsa Gabor ise 1991 yılında New York'ta, Delacorte Yayınevi tarafından yayınlanan anılarında Ata'nın köşküne götürüldüğü o geceyi şöyle anlatıyor: "Üst kata çıktım. Atatürk, arkası dönük, el işlemesi, geniş gürgen bir koltuğa oturmuş, yanındaki masa üstünde duran nargilesini içiyordu. Yanına, kırmızı kadife koltuğa oturmamı istedi. Emrini yerine getirdim.
Nargilesinin marpucunu bana doğru uzatıp içmemi söyledi. Dediğini yaptım ve dumanı içime çektim. Emri vaki tavırla diğer elinde tuttuğu rakı dolu, zümrüt kakmalı altın kadehi elime tutuşturdu. Rakıyı yudumlayarak içtim. Danseden dansözlerin çıkmasını söyledikten sonra ikimiz başbaşa kalmıştık. Rakının verdiği sarhoşlukla hipnotize olmuş gibiydim. Yanıma sokulup, benimle birlikte oldu."
4-FİKRİYE NİN SIKTIĞI KURŞUN
Atatürk'ü çocukluğundan beri tanıyan ve ona delicesine aşık olan bir kadındır Fikriye. Babasının kardeşi Ata'nın üvey babasıdır, bu sebeple üvey kuzendirler. Fikriye, Atatürk'ün evinde iki yıl yaşamış, ona bakmıştır. Verem olup senatoryuma yatırıldığı günlerde Atatürk Latife Hanımla evlenir. Bu haberi duyan Fikriye Almanya'dan hemen istanbul'a gelir. Köşk'e geldiğinde Atatürk ve Latife Hanım kahvaltıdadır. Mustafa Kemal'e haber verilir. Ancak Latife Hanımın kıskançlığı bastırılacak gibi değildir. Öfkeden deliye döner ve Fikriye'nin evden kovulmasını emreder. Fikriye4ıiç itiraz etmez, at arabasına biner ve yolda ona hediye edilen tabancayla kendini vurur. Kimine göre Fikriye Hanımın ölümü intihardır, kimilerine göre ise cinayet.
5-"KAFAMDAKİ ÇİVİ
Yakın çevresinin bütün uyarılarına rağmen Latife Hanımla evlenen Mustafa Kemal'in evliliği fazla uzun sürmedi. Zira Atatürk, Latife Hanım'ın, (ki ona "Latif" diye hitap ederdi) kültürünü sevmişti. "Latif", daha sonra günlüğüne de böyle yazmıştır: "O benimle değil kültürümle evlendi!" Boşanma kararını ise "Latifeninn iki yakın arkadaşını yanına çağırarak onlara açıkladı: "Gidin kendisine bildirin, yakınlarısınız. Kararımı verdim. O, kafamın içinde bir çiviydi, çıkarmalıydım!"
6-DENEME UÇUŞU :
Uçakların ilk deneme ve gelişme dönemleriydi.Fransa´da yapılan bir uçak gösterisine katılan, birçok ulusun temsilcileri arasında, Osmanlı ateşesi olarak Mustafa Kemal´de katılmıştı.Gösteriyi izleyenler, sırasıyla uçağa bindirilerek gezdiriliyorlardı.Sıra Mustafa Kemal´e geldiğinde, gösteride bulunan ve genç ateşenin komutanı olan şahıs,birden bir rahatsızlık duyarak Mustafa Kemal´in uçağa binmesine engel oldu.Öteki temsilcilerle havalanan uçak kısa bir süre sonra düştü ve içindekilerden sağ kurtulan olmadı.


GÖRGÜ TANIKLARINA GÖRE ATATÜRK

M. Kemal Atatürk ;ün hayatını ve düşüncelerini anlatan pek çok araştırma var. Ama kişiliğini, kişilik özelliklerini anlatan eser sayısı pek az. Bunlar da tam bir portre özelliğini taşımıyorlar.
Atatürk ün kişiliğiyle ile ilgili gerçeklerin zaman zaman bilgi yetersizliği ya da maksatlı olarak saptırıldığını, bazı inceleme, film, oyun ve romansı çalışmalarda gerçek kişiliğine uymayan, duraksama ve kuşkuya yol açan anlatımlara yer verildiğini, yanlış yargılarda bulunulduğunu görmekteyiz.
Kişiliğini oluşturan gerçek özellikleri en iyi, Atatürk ;ü görmüş, tanımış, onunla arkadaşlık etmiş veya birlikte çalışmış güvenilir görgü tanıklarından öğrenebiliriz. Bu amaçla bu tanıkların izlenim ve saptamalarını derledim.
Bu tanıklar annesi, çocukluk, okul ve silah arkadaşları, yaverleri, emir erleri, yakınları, genel sekreterleri, görevliler, politikacılar, Türk ve yabancı gazeteciler ve büyükelçilerdir. Bu görgü tanıklarının izlenim ve saptamalarından yararlanarak ana çizgileriyle bir Atatürk portresi çizmek istiyorum.

Ailesi

Atatürk ;ün baba tarafı da anne tarafı da Anadolu kökenli Türkmenlerdir.
Annesi Selanikte Ahmet Subaşı mahallesinde Zübeyde Molla diye anılan dindar bir hanımdır.
Atatürk 1881 yılında Selanik te doğmuştur. Doğum günü belli değil.
Bütün tanıklar Atatürk ;ün hayatı boyunca annesine çok saygılı olduğunu belirtiyorlar. Annesi M. Kemal in küçüklüğünü şöyle anlatmıştır:
Mustafam küçük çocukken bile gayet temiz giyinirdi. Büyüksü tavırlar alır (..), çocuklar sokakta oynarlarken, oyunlarına iltifat etmez, onlara bir çeşit küçümsemeyle bakardı
Çocukluk arkadaşı Asaf İlbay bu dönemi şöyle anlatıyor:
;Mahalle mektebinde de askeri rüştiyede de daima bir büyük insan tavrı takınır, gayr-i ihtiyari kendisine hürmet telkin ederdi
Askerlik mesleğini annesine rağmen, kendi seçmiştir.
Askeri ortaokuldan arkadaşı Kazım Özalp diyor ki:
Derslerin dışında memleket meselelerini tartışmayı her fırsatta düşünüyorduk.(..) Kötü idareyi değiştirmek lazım geldiği düşüncesindeydik. (..) Gizli olarak Fransızca Temps ve Matin gazetelerini sağlıyor ve okuyorduk. Voltaire ;in, Victor Hugo ;nun Türkçeye çevrilmiş eserleri, Namık Kemal ve Abdülhak Hamit ;in şiirleri gizlice sağlanmakta, fikirler tartışılmaktaydı

Askerliği

1905'de sarışın, burma bıyıklı, genç, çevik bir Kurmay Yüzbaşı olarak orduya katılır.
Ünü 1915 ;te Çanakkale savaşları sırasında parlar. Çanakkale ile ilgili İngiliz Resmi Harp tarihi özetle şöyle yazıyor:
Çanakkalede geleceği elinde tutan komutan, üstün şahıs M. Kemal di. Çanakkale muharebelerinde göstermiş olduğu çok yüksek sevk ve idare, fedakarlık ve feragat, her türlü övgünün üzerindedir ve bu konuda ne söylense azdır.(..) M. Kemal Çanakkale savaşının kaderini tayin etmiştir. Kısacası Çanakkale muharebeleri bütünüyle M. Kemal ;in üstün deha ve zekasıyla etkili olduğu bir tarihi anlatır
Milli Mücadele stratejisi Atatürk'ün eseridir.
Sakarya ve Büyük Taarruz savaşlarını Başkomutan olarak yönetmiştir.
Orgeneral Asım Gündüz diyor ki:
;Başkomutan olmasıyla orduya sanki bir ordu daha katılmıştı. En ciddi komutanların bu tayini duyunca sevinçten oynadıklarını hatırlarım
30 Ağustos günü Yunan ordusunun imha edildiği savaşı, ateş hattında bulunan 11. Tümenin savaş idare yerinden idare etmiştir.
İsmet İnönü diyor ki:
M. Kemal Paşanın muharebeyi idare ederken, kendi iradesini en ufak kıtaya kadar hissettirip subayları ve erleri canıyla başıyla bütün dermanını kullandırmaya sevk etmekte hususi bir dikkati ve hususi bir başarısı vardır. Muharebeyi böyle idare eder, sevk ve idareyi böyle gayet sert tutar
Y. Kadri Karaosmanoğlu:
Sapına kadar askerdi. Mesleğinin aşığıydı. Samimi ve heyecanlı bir cenk sanatkarıydı. Ama militarist değildi. Harbi şevk ve şetaretle kabul ederdi fakat aramazdı, çağırmazdı. Harpçi olamam, çünkü harbin fecaatini herkesten daha iyi bilirim derdi
M. Kemal Atatürk tarihin kaydettiği büyük askerlerin ilk safında yer almaktadır.

Görünüşü

ABD li General Harbord 1919 da Erzurum da karşılaştığı Çanakkale kahramanı M. Kemal Paşayı şöyle tasvir ediyor:
İnce, dik duruşlu, askerce görünüşlü, kısa kesilmiş kumral bıyıklı, dümdüz arkaya taranmış kumral saçlı, yüksek elmacık kemikli, 38 inde, genç bir adam. Çok temiz bir şekilde sivil elbiseliydi ve görüşmemiz boyunca başı açık oturdu
Y. Kadri 1921 yazında Ankarada tanıştığı M. Kemal Paşa için şöyle yazıyor:
Paşa, gazetelerde gördüğümüz resimlerinden hiçbirine benzemiyor. Kendisi bu resimlerin hepsinden daha sevimli, daha canlı, daha ayrı bir sima. (..) Bu yüzün umumi görünüşünde çok zahmet çekmiş, çok uğraşmış, çok düşünmüş kimselerin yüzündeki ifade var
F. Rıfkı Atay İzmir ;in kurtuluşundan hemen sonra 1922 eylülünde Latife Hanımın köşkündeki ziyafette tanıştığı Paşayı şöyle anlatıyor:
Paşa arkasında beyaz bir Kafkas gömleği ile merdivenden indi. Bu kemerli gömlek pek ahenkli bir endam ister. M. Kemal ince, zarif ve güzel bir erkekti
Şair Ahmet Haşim ;in 1928 izlenimleri de şöyle:
Dolmabahçe Sarayına davet edilenlerden biri de bendim. Gördüğüm fotoğraflara nazaran biraz şişman, biraz yorgun, biraz çizgileri kalınlaşmış bir vücutla karşılaşacağımı zannederken, kapıdan bir ziya dalgası halinde giren yoğunlaşmış bir kuvvet ve hayat görünüşü ile birden gözlerim kamaştı: Bir çift mavi gözün aydınlattığı asabi bir yüz.. Yüzde, alında, ellerde bir sıhhat ve bahar rengi.. Muntazam taranmış, noksansız, sarı, genç saçlar.. Bütün zemberekleri çelikten, ince, yumuşak, toplu, gerilmiş ter ü taze bir uzviyet
Son Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak Atatürk ;ün boyunun 174 cm. olduğunu yazıyor.

Giyinişi

İngiliz Büyükelçisi Sir Percy Loraine
Kusursuz giyinirdi. (..) Cumhurbaşkanı olduktan sonra üniformasını çıkarmış, bu şerefli üniformayı bir daha tören ve askeri geçitlerde bile giymemiştir. Nişan olarak yalnız istiklal madalyasını takardı
R. Eşref Ünaydın diyor ki :
Üniformasını, Mudanya Mütarekesinin imzalandığı gün sırtından çıkardı, bir iki vesileden başka ömrünün sonuna kadar hemen hemen hiç bir daha giymedi. Hiç bir törende mareşalliğini teşhir etmedi. Bazıları cumhuriyetin onuncu yıl bayramında nutkunu söyleyeceği gün, üniformasıyla görünmesini çok rica etmişlerdi. Ne münasebet! Ben emekli olmuş bir askerim. Üniforma nasıl giyebilirim? diye cevab verdi
F. Rıfkı Atay:
Atatürk askerliğin aşıkı idi ama savaş sonrası liderler arasında tek asker o iken, hiç üniformalı dolaşmayan da o idi
Atatürk ;ün temiz, güzel giyinme dikkati ölünceye kadar devam etmiştir. Kazım Özalp şu bilgiyi veriyor:
Giyimine çok meraklıydı. Bulunduğu cemiyet veya yere uygun kıyafet giymeye özen gösterirdi. Türkiyede özel terzileri vardı. Paris;te, tanınmış bir terzide de vücut modeli bulunuyor, özellikle merasimlerde giyeceği kıyafetler, orada dikilip getirtiliyordu
F. Rıfkı Atay devam ediyor:
Dış görünüşün ve dekorun içtimai münasebetlerde büyük ehemmiyeti olduğunu bilirdi. Onun için giyinişine ve ev düzenine pek meraklıydı. On beş yıl yanında bulundum, hususi odalarına girdim, günün çeşitli saatlerinde evine gittim. Kendisini bir defa bile traşsız, rahatsız olduğu vakit, velev pijamalı da olsa, üstüne başına titizce itinasız görmedim

Konuşması

1920-21 yılında tutanak katibi olarak TBMMnde çalışan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Atatürkün konuşması hakkında diyor ki:
Meclis in en iyi konuşan hatibi, Mustafa Kemal Paşa idi. Kesin ifadeli, çok etkili, kararlı, zaman zaman sertlik taşıyan fakat batmayan, ürkütmeyen bir konuşma tarzı vardı
Birinci Meclisin açık ve gizli görüşmelerinin tutanakları, M. Kemal Paşanın Velidedeoğlunu doğrulayan çok etkili konuşmalarıyla doludur.
Milletvekili Damar Arıkoğlu da şöyle diyor:
;O kadar yerinde ve güzel kelimeler kullanırdı ki cazibesine tutulmamanın imkanı yoktu
F. Rıfkı Atay, Atatürk;ün üslubu hakkında şöyle demektedir:
;Bir hususiyeti de, konuşma zevki ve merakı ile renkli, neşeli ve sade anlatış üslubu idi. Mustafa Kemal bizim nesle yazarken Namık Kemali, konuşurken Yahya Kemal i hatıra getirirdi. Sohbetler ve meclisler adamı olduğu belliydi. Arasıra Rumeli ağzına kayan tatlı bir şivesi, hiç bezginlik vermeyen renkli bir üslubu vardı. İnsanlarda beğenecek pek az şey bulmayı süs edinen nice titiz tenkitçiler, sohbetinin cazibesine kolayca kapılmışlardır
Celal Bayar:
;Atatürk nutuklarında, başlangıca ve final tabiriyle ifade ettiği son sözlere çok dikkat ederdi
Afet İnan:
Nutuklarını [önceden] yüksek sesle tekrarlamak ve günde bir kaç kere okumak adeti idi
Fransız yazar Claude Farrère diyor ki:
Kendisiyle konuşuyoruz. İşte bir olağandışılık: Bu insan, muhatapları konuşurken onları dinliyor. Devlet adamları ile sık teması olan bir kimse, bunun nadiren karşılaşılan bir durum olduğunu bilir;
Madam Roger Pittard da bu konuda şöyle diyor:
Bir gün Atatürk ;e kuvvetinin sırrını sordum. Durur, dinlerimdedi.
Fotoğraflara yansımayan bir mizaç
Fotoğrafları Atatürk ün mizacını tam olarak yansıtmamaktadır. Atatürk ;ün, gülerken çekilmiş ancak bir iki fotoğrafı vardır. Kişiliğinin bu canlı, neşeli, hayat dolu yanı yazık ki saptanmamıştır.
Afet İnan diyor ki:
Atatürk ;ü uzaktan veya bütün fotoğraflarını görenler, hakim çehresinin ifadesinde daima bir sertlik, gözlerinde derin bir bakış, düşünceli çizgilerle dolu bir alın bulurlar. Gülen bir resmini bulmak ender bir hadisedir. Halbuki bütün tanıyanlar bilirler ki Atatürk;ün neşeli bir karakteri vardır. (..) Bilhassa seyahatlerinde çok neşeli bir insan olurdu;
Yaveri ve arkadaşı Salih Bozok da bu görüşü doğruluyor:
Ben onda en bariz hususiyet olarak şunu gördüm: Daimi bir neşe. Gerçekten neşeli bir adamdı. Bazan bu neşenin geçici sebeblerle bulandığı olurdu. Fakat arası çok geçmeden eski neşeli hali avdet ederdi
F. Rıfkı Atay da diyor ki :
Hemen hiç gülerek resmi alınmayan Mustafa Kemal, benim tanıyabildiklerim arasında en güler yüzlü kimselerden biri idi
Kılıç Ali az bilinen bir yönünü açıklıyor:
;Şakacı ve muzipti. Arkadaşlarına muziplik yapmaktan hoşlanırdı;

Sağlığı

Hikmet Bayur:
Atatürk ün çalışma ve yorgunluğa dayanma kabiliyeti olağanüstü idi
Şükrü Kaya:
Atatürk narin ve nazik yapılı olmakla beraber sağlam, sıhhatli, sıkı ve güçlü adaleli bir adamdı. Yorgunluğa ve uykusuzluğa şaşılacak kadar dayanıklıydı. Kışın pencereleri açtırır, soğuk havayı geniş nefeslerle ciğerlerine sindirir, elini yüzünü karla yıkardı
F. Rıfkı Atay :
;Bir defa Dikmen sırtlarında bir piknikten sonra koşmaca oyunu oynamıştık. Bir delikanlı kadar çevik, hızlı ve seğirtkendi
Ev sahipliği, terbiyesi, özel hayatı, arkadaşlığı
Yaveri Cevat Abbas Gürer:
Evinde sadeliği severdi. Basit fakat zevkli eşyasını bizzat tanzim eder, koltukları tutar, kaldırır, dilediği mevki ve vaziyete koyardı
Kılıç Ali:
;Dolmabahçe Sarayından sıkılırdı. Saray onu adeta boğardı, saraydan asla hoşlanmazlardı. Bundan dolayı şimdiki Şark Kahvesinin bulunduğu yerde kendine mahsus bir ev yaptırıp oturmayı tasavvur ederlerdi
Gazeteci Madam Gaulis :
İnce ruhlu, ince zevkli bir ev sahibi idi
Yunus Nadi:
;Terbiyenin Atatürk;ünki kadar asiline başka fanilerde tesadüf ettiğimi hatırlamıyorum;
Emir Çavuşu Ali Metin:
En ağır sözü mendebur idi
F. Rıfkı Atay:
Hatıralarına bağlı, dostlarına ve arkadaşlarına vefalı idi
Hamdullah Suphi Tanrıöver:
Özel hayatında, en küçük, en değersiz arkadaşına, sofrasında ayağa kalkacak kadar nazik bir ev sahibidir
Uşağı Cemal Granda:
Bayramda elini öpmek istediğim zaman ayağa kalkmıştı
Tevazuu ve yücegönüllülüğü
Atatürk ü döneminin liderlerinden ayıran farklardan biri de sadeliği ve tevazuudur.
R. Eşref Ünaydın diyor ki:
Yaşayışı sade, mizacı gösterişten uzaktı
Y. K. Karaosmanoğlu:
Sakarya Savaşı dönüşü, Çankaya yolunda karşılaştık. Hamdullah Suphi gibi bir büyük hatip bile, önümüzdeki adamın hiç bir iş görmemiş, hiç bir övgüye layık değilmiş ve bizlerden biriymiş gibi duruşu karşısında, ne diyeceğini şaşırmıştı
Hikmet Bayur:
Boş gösterişten, övünmelerden, cakadan hiç hoşlanmazdı
F. Rıfkı Atay:
Neferleri ve hizmetçileriyle bile arkadaşça konuştuğunu hatırlarım
R. E. Ünaydın:
;Her bir nutkunda cephe komutanından neferine kadar hepsinin yiğitliğine, üstünlüğüne hayranlığını söylerdi. Kendinden bir söz etmezdi. (..) Esir generalleri kabul ettiği zaman, yendiğinin karşısında, duruşu ile kurumlanan, bakışı ile böbürlenen bir muzaffer kumandan tavrı takınmadı. Bilakis yenilmişe teselli veren, bütün efendiliği varlığında toplamış centilmen bir silah arkadaşı gibi davrandı
General Trikupis:
Atatürk beni mert bir askere yaraşır şekilde kabul etti. Atatürk ;ün ince ve nazik muamelesi karşısında bu büyük kumandana karşı içimde bir hayranlık duydum
Hikmet Bayur:
;Onun en önem verdiği yönlerden biri de her bir başarıyı, her büyük işi, Türk milletine mal etmekti. Atatürk inkılapları denilmesini istemezdi ve bu sözleri hep Türk inkılapları biçiminde düzeltirdi
Gazeteci Asım Us:
Atatürk ;ün mağrur olduğu zamanlar da vardı. Bu da sadece Türk milletinin onuru mevzuubahis olduğu vakitlerde idi
Fransız Büyükelçisi Kont de Chambrun:
;Büyüklük taslamadı, kendini gösterişe kaptırmadı; tersine, filozoflara özgü bir hal aldı, bundan ötürü de itibarı hergün biraz daha arttı;
İngiliz gazeteci Miss Ellison:
Ben birçok büyük Avrupa devlet adamlarıyla konuştum. Fakat hiçbirini ondan daha alçakgönüllü bulmadım. Acaba bu Avrupalı devlet adamlarından hangisi, şartlar bu kadar aleyhindeyken böyle büyük zaferler kazanmıştır? (..) Kemalist kelimesini işitmekten de hoşlanmıyor.;Ben ölsem de, canlı olsam da bu hareket devam edecektir dedi

Çocuklar ve Doğa

Atatürk ün çocukları sevdiği bilinir. Birçok manevi çocuğu bulunuyor. En ünlüleri, Abdürrahim, Sabiha Gökçen ve Sığırtmaç Mustafa.
Doğayı ve hayvanları da çok seviyor. Hastalığının son aylarında hep ormanlık bir yere gitmek özlemini çekmiştir.
Ruam hastalığına yakalanan bir tayı vuracaklarını öğrenince ellerine lastik eldiven giymiş, tayı gözleri yaşararak okşayıp vedalaşmıştır.
F. Rıfkı Atay diyor ki:
İnce ruhlu insanlar gibi Atatürk de hayvanları severdi. Köpeği Foks a o kadar yüz verdi ki köpek bir müddet sonra hemen hemen terbiyesini kaybetti. Bilardo oynarken masanın üzerine çıkar, bilyeleri yere yuvarlayıp oynar, Atatürk de bu şımarıklığa gülerdi
Kızkardeşi Makbule Atadan da şöyle diyor:
Ağabeyim çocukken fareden korkardı

Sofrası

Hilmi Uran:
Atatürk ün sofrası umumi karakteriyle bir bilginler sofrasıydı
Kılıç Ali:
;Sofrasının çok muntazam olmasını isterdi. Sofrasına otururken her şeyin yerli yerinde, düzgün halde bulunmasına bilhassa ve bizzat dikkat ederdi. Sofranın tanziminde, sofra örtüsünde, tabaklarda, çatal bıçaklarda bir çarpıklık, bir yanlışlık görürse bunları bizzat düzeltir, ondan sonra sofraya otururdu
F. Rıfkı Atay:
;Bu bir içki ve cümbüş sofrası değildi. Dostları ile hatta düşmanları ile sohbet ve tartışma meclisi idi. (..) Pek azı zevk ve eğlence meclisi olmuştur. Saatlerce pek ciddi şeyler okur veya yazardık. (..)Türk dili ve Türk tarihi meselelerinin, onun sofrasında tam bir fakültelik zaman tutmuş olduğunu tahmin ediyorum

İçkisi

Hasan Rıza Soyak:
Gündüz içmenin aleyhindeydi. Yanında bulunduğum uzun yıllar zarfında yalnız iki defa, gündüz bir kaç kadeh içtiğini gördüm. Sofrada saatlerce kalırdı ama miktar itibariyle çok içen bir adam sayılmazdı
Ali Fuat Cebesoy:
Gazi, ciddi kararlar arifesinde daima içkiden ve fazla yemekten kaçınırdı
Dr. Neşet Ömer İrdelp:
Mühim iş zamanlarında içkiyi bırakırdı. Büyük Nutkunu yazdığı zaman altı ay rakıyı terk etmişti
Atatürk bu konuda Ruşen Eşref Ünaydın ;a şunları söylemiştir:
;Benim adım içki içer diye çıkmıştır. Bunu siz de duymuş olacaksınız. Filhakika ben öteden beri içerim. İçkiyi severim. Fakat istediğim zaman bunu keserim. Vazifem esnasında bir damlasını ağzına koymam. Vatan işlerine içki karıştırmam. O sadece benim keyfim içindir

Eğlenmesi

Burhanettin Ökte:
Atatürk, Harbiye Okulunda öğrenci iken okul fasıl takımında amatör olarak çalışmış, devrin ünlü musikicilerinden Giriftzen Asım Beyden musiki dersleri almıştır
Sovyet Büyükelçisi Aralov:
M. Kemal Paşa uzun, ciddi konuşmalardan sonra müzik dinlemeyi, dans etmeyi severdi. Türk şarkıları söylerdi
Kazım Özalp:
Türk müziğinden hoşlanırdı. Eğlenceli toplantılarda Rumeli şarkılarını dinlemeyi severdi. Değerli ses sanatkarlarını zaman zaman sofrasına çağırır, onları dinler, bazen şarkılara kendisi de katılırdı.(..) Öğrenciliği süresinde dans etmeyi öğrenmiş, sonradan Sofya da ataşemiliter iken değişik davetlerde dans etmişti.(..) Türk folklorundan zeybeği sever, çok keyiflendiği bazı toplantılarda zeybek oynardı
Orgeneral Fahrettin Altay:
Zeybek havası çaldırdı. Kimse beceremiyor, el ayak oynatarak dönüyorduk. Herkesi durdurdu, kendisi tek başına güzel bir zeybek oyunu yaptı, hayran oldum. ;Bu oyun, milletimizin erkek oyunu, kahraman oyunudur, bilmek lazım diyerek hepimizi mahcup etti
Hasan Rıza Soyak:
Çok güzel dans ederdi
Hikmet Bayur:
;Neşeli olmak ve yanındakileri neşeli kılmak ve görmek, onun için adeta bir ihtiyaçtı
Afet İnan:
Atatürk şen adamdı. Muhitine neşe, cesaret ve nefse itimat telkin ederdi
Avni Doğan:
Büyüklüğünden bir şey kaybetmeden gülen, şakalaşan, yaşayan bir üstün insan.

Duygu Dünyası

Kılıç Ali:
Kin, garez, hele intikam bilmediği, nefret ettiği şeylerdi. Çok sabırlı bir insandı
Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilev:
Büyük taarruza kadar] M. Kemal Paşanın gösterdiği tahammül ve sabır, korkunç bir şeydir
Şevket Süreyya Aydemir:
Af ve hoşgörüyü ahlak edinmişti
F. R. Atay:
Kurtuluş Savaşı hainlerini bile affetmesi insan zaaflarına karşı feylezofça davranışının eseridir. Bir gün barışmayacağı bir düşmanı, bir gün bağışlamayacağı bir suç yoktu diyebilirim. Not defterime aldığım en güzel sözlerden biri şudur:;Ben onları affederim, çünkü kalbim vardır. Onlar beni affetmezler, çünkü kalpsizdirler
Hikmet Bayur:
Sevmek, sevilmek, gönül almak konularında çok duyguluydu
R. Eşref Ünaydın:
;Arkadaşlarından birinin ölmesine, canından bir parça alınmış gibi sızlanırdı
Dr. Mim Kemal Öke:
Arkadaşlarının sıhhati üzerine titrerdi. Bilhassa Maarif Vekili Necati ;nin ölümünden sonra yanındakilerin sıhhatine karşı fevkalade bir titizlik göstermeye başlamıştı. (..) Biraz da kendi sıhhatine ehemmiyet verse ne olurdu
İ. Habip Sevük:
Dikkat ediyorum, kurbanlar kesilirken Paşa bakamıyor, kafasını sağa sola çeviriyor yahut ayaklarının ucuna bakıyor. Bilmem kaçıncı kurbanda, yanındaki zata doğru eğildi,;ben kurbana bakamam dedi
Y. K. Karaosmanoğlu:
Atatürk mesut bir adam değildi. İnsanlığın ters kaderini değiştirmek, imkan dünyasının sınırlarını kendi sınırsız hülyalarına göre genişletmek isteyen bütün ideal fedaileri, bütün gerçek kahramanlar ve gerçek evliyalar gibi bedbaht ve mustaripti. Zira hakikat ile hayalin, irade ile imkanın dinmek bilmeyen ezeli muharebesi onun ruhunda da cereyan ediyor, ruhunu kasıp kavuruyordu

Düşünce Dünyası

Şüphe yok ki çok cepheli bir dahi idi. Tanıklar özellikle hesaplı, gerçekci ve pratik olduğunu belirtiyorlar. Karar vermeden önce bütün olasılıkları gözden geçirdiğini, danışıp görüştüğünü, zamanlamaya çok önem verdiğini açıklıyorlar.
R. Eşref Ünaydın:
Ani, fevri hareketleri yoktu. Uzun uzun düşünülmüş, ilerisi gerisi ölçülüp biçilmiş kararlı hareketleri vardı. Kayıtsız, hesapsız, notsuz hareket eder biri değildi
Sir Percy Loraine diyor ki:
;İçgüdü gibi bir şeyin yardımıyla, buna bir ad bulamıyorum, çünkü başka hiç kimsede benzerini görmedim, bir meselede neyin önemli, nelerin önemsiz olduğunu çok çabuk ve kolaylıkla kestirirdi. Doğa ona büyük bir irade gücü vermişti. Ama öyle sanıyorum ki o bu gücü hep bilinçli bir disiplinle kullanıyordu
F. Rıfkı Atay:
Karar vermek zamanı gelinceye kadar büyük sabır gösterir. Yenilmeyecek şartları zorlamaz. Daima tam vaktini seçer
Hikmet Bayur:
Çok esaslı psikolojik ve sosyal yoklama ve incelemelere girişmeden, önemli hiç bir adım atmazdı. En kötü ihtimallere kadar her şeyi göz önünde bulundurarak gereken tedbirleri kararlaştırırdı. Hiç bir olay onu boş (hazırlıksız) bulmazdı
Hasan Rıza Soyak:
Her manasıyla gerçekçiydi. Onun hayatında hiç mevcut olmayan şey, körü körüne hareket, hayal ve maceraperestliktir. Yapmayı tasarladığı işlere girişmeden evvel, bütün ihtimalleri göz önüne almak suretiyle, gayet titiz ve etraflı incelemelerde bulunurdu
Y. K. Karaosmanoğlu:
Son derece geniş düşünceli ve geniş görüşlüydü
M. Esat Bozkurt:
Atatürk maziden hoşlanmaz bir adam değildi. Mesela Cengiz ;i, Timur ;u, Yıldırım ı ve Fatih ;i çok methederdi
F. R. Atay:
Peygamber Muhammet ve Padişah Fatih in kumanda vasıflarına hayrandı
Ş. Süreyya Aydemir:
Atatürk elbette ki bir inkılapçıdır. Ama inkılap meczubu değildir. Mutaassıp bir inkılap softası değildir. Onun inkılapçılığına, kontrol edilemeyen içgüdülerden, sınırları belirsiz, başdöndürücü hedeflerden, duygu ve heyecan unsurlarından ziyade mantık hakimdir.(..) İnkılapçılığı, bir taraftan ülkesinin ve milletinin imkanları, diğer taraftan mantığın ve üstün kurmaylık hesabının çerçeveleri ve ufukları ile sınırlıdır

Çalışması, Okumaya Düşkünlüğü

H. Rıza Soyak:
Okumayı çok severdi. Umumi bilgisini mütemadiyen artırmağa çalışırdı. Bazan hiç durmadan okuduğu, 30-40 saat çalıştığı vakidir
Hasan Reşit Tankut:
Mustafa Kemal yorulmaz bir okuyucuydu
Tevfik Bıyıklıoğlu:
Atatürk için çalışma saati diye bir şey yoktu. Yapacağı işi bitirinceye kadar uyumadan, dinlenmeden, yemek yemeden çalışırdı. Oturduğu kuru çalışma sandalyesinden kımıldamadan yirmi dört saat arasız çalışmak onun için olağanüstü birşey değildi
Afet İnan:
;Yabancı dillerden Almancayı anlamakla beraber, iyi bildiği Fransızca yazılmış eserleri okumayı tercih ederdi. (..) Kitap hangi konuda olursa olsun, Atatürk ;ün fikir hayatı için değerli bir varlık mahiyetinde idi. Atatürk ün hayatında iyi ve öğretici kitabın yeri daima büyük olmuştur. (..) Kitaplığında güzel ciltlenmiş türlü edebi eserler vardır. Bunları zaman zaman özel toplantılarında getirtir ve iyi okuyanlardan dinlerdi. Atatürk bunları kendisine, Yahya Kemal in satın aldırdığını söylerdi
Çanakkale savaşı sırasında okumak için madam Corin den roman istemiş, büyük taarruzdan bir iki gün önce de Reşat Nuri Güntekin ;in Çalıkuşu romanını okumuştur.

Din Telakkisi

Yakın arkadaşı Asaf İlbay anlatıyor:
Atatürk ün din telakkisini kati olarak pek az kimse öğrenebilmiştir. Orman Çiftliğinde başbaşa kaldığımız bir gün, din hakkında ne düşündüğünü sordum. Bana dedi ki: Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasda ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz

Evliliği

Kazım Özalp:
;Latife Hanım görgülü bir ailenin kızı olup iyi eğitim görmüş zeki bir kızdı. Başlangıçta geçimli bir aile hayatı başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa Latife Hanıma saygı gösteriyor, onu gezilerinde beraber götürüyor ve verdiği önemi açıkça belirtiyordu.
Ankara ;da akşamları arkadaş aileleri arasında yapılan toplantılara katılmaya başladılar. Keçiören de Ağaoğlu Ahmet Bey ;in evinde yaptığımız toplantılarda basit aile oyunları da oynuyorduk. Kemal Paşa düşündüğü sakin aile hayatını bulmuş görünüyordu.
(..) Zamanla hava değişti, anlaşmazlıklar ve tartışmalar başladı. Erzurum a beraber yaptıkları bir seyahatte çıkan münakaşadan sonra M. Kemal Paşa Latife Hanımı yalnız olarak Ankara ya yolladı. Ayrılmaya karar vermişti. Aracı olmak isteyen arkadaşlarını dinlemedi. Önceden düşündüğüm hayatı bulamadım diyordu. Latife Hanım Ankara ;dan İzmir ;e, babasının evine döndü
Latife Hanım ölene kadar Niyazi Ahmet Banoğlu ndan başka hiçbir gazeteci ile konuşmamıştır. Bu konuşma sırasında Niyazi Ahmet Banoğlu ;na şöyle der:
Büyük adamların hayatlarını inceliyorum. Her büyük adamın hayat hikayesini okudukça Atatürk [gözümde] daha çok büyüdü. Yazılamaz, anlatılamaz bir varlık olduğuna inandım

Meclis ;e Saygısı, Demokratlığı

İsmet İnönü:
Atatürk ün cemiyet ile söyleşmek ve onunla iş görmek hevesi, bu memlekette pahası ölçülmez iyilikler yapmıştır. Bu zihniyetin en büyük eseri, 1920 ;de TBMM nin meydana gelmesi olmuştur. Harp ve ihtilal içinde bulunan bir milletin meselelerini Meclis ile idare etmek kolay bir iş değildir. Atatürk ün cemiyet içinde yer tutmak ve çalışmak hassasıdır ki bu temiz ve çetin idareyi bize temin etmiştir
Sovyet Büyükelçisi Aralov:
;Etrafımızı bir halk kalabalığı çevirdi. Mustafa Kemal durdu. Hemen kalabalığın içinden sorular yağmağa başladı.(..) M. Kemal ;in gözleri bir iyilik ve şefkat pırıltısıyla tutuştu. Kendisine soru soranı dostça elinden tutuyor, yalın, inandırıcı sözlerle cevablar veriyordu. Türkiye tarihinde ilk defa bir devlet başkanı açıkca, halkı ilgilendiren hayati meseleler üzerine, halkla konuşuyordu
Kılıç Ali:
Çok partili demokratik rejime gidilmesi için yaptığı müteaddit denemeler, bu ideale bağlılığının sarih işaretleridir
Celal Bayar:
Atatürk ün siyasi hayatına hakim olan fikir, tam ve geniş bir demokrasidir
F. Rıfkı Atay:
Bir emir ve yasak zorbası değil de inandırıcı, bağlayıcı bir lider olmayı istedi ve sevdi. (..) Yeni bir Meclis yapısının ilk taslağı Atatürk e gösterildiği zaman, [parti] İdare Meclisi azası idim. Gerek o taslakta, gerek bugünkü yapının planında, çok parti ve iki meclis ihtimali hesaba katılmıştır. Ölüm yılına kadar, Atatürk ün fikirlerini günü gününe takip etmiş olanların, ne onun ağzından, ne de onun yanında, tek parti rejimini ebedileştirmek değil, uzun boylu devam ettirmek için kuru bir söz bile duyduklarını sanmıyorum
M. Esat Bozkurt:
;Son derece demokrattı
Hasan Rıza Soyak:
Atatürk, Parti Yüksek Divanında azınlıkta kalınca teklifini sükunetle geri aldı. (..) Bir aralık Cumhurbaşkanına, BMM den çıkan kanunlara karşı veto hakkı verilmesini istemişti. Fakat bazı arkadaşların, bilhassa Mahmut Esat Bozkurt ve Şükrü Saraçoğlu gibi genç hukuk adamlarının itirazı üzerine cereyan eden uzun tartışmalardan sonra bundan da vaz geçmişti.(..) Atatürk ün yaptığı bir teklifi Serbest Fırka kabul etmiş idiyse de Halk Fırkasının 40 kişilik İdare Heyeti kabul etmemişti. O zaman bu olayı hayretle karşılayanlar, yaptığı teklifi kendi fırkasının kabul etmemesini ciddi ve varit bulmayanlar olmuştu. Bu gibiler, Atatürk ;ü içten tanıyamamış olan kimselerdir. O kendi fırkası içinde de daima ekseriyetin reyine hürmet eden, ikna yolundan başka kuvvet kullanmayan bir liderdi
Kılıç Ali:
Yaradılışı itibariyle ahlaken, ruhen demokrat bir adamdı
Hikmet Bayur:
Sanılır ki o, hiç itiraz kabul etmez ve kimse onunla tartışmağa yüreklenemez. Bu sanı baştanbaşa yanlıştır. Tartışmaların kızışmasını, hele o işten anlayanların ne olursa olsun konuşmalarını isterdi ve bunu yapmayanlara kızardı. Bilir, ancak bildiğini ortaya koymaz, ne yapayım öyle adamı dediği olurdu
Sir Percy Loraine:
Atatürk ;ü diktatör sayanlar olmuştur. Bence bu hem yanlış, hem de yanıltıcı bir görüştür. (..) Çünkü Atatürk, bilinçli olarak, kendi yokluğunda uygulanabilecek bir düzen kurmağa, kendinden sonra sürebilecek bir hükümet ve yönetim sistemi yaratmağa çalışıyor; görüşlerini zorla kabul ettirmekten çok, düşüncelerini öğretmeye ve ülkülerini açıklamaya uğraşıyordu. (..) Kanunlara aykırı davranışlarda bulunmaktan kaçınmıştır. TBMM ;ne ise büyük saygısı vardı.[..] Pek çok kimsenin sandığı gibi sağa sola emirler yağdırmak şöyle dursun Atatürk, Bakanları her zaman kendi sorumluluklarını yüklenmeğe zorlardı. (..) Emretmez yol gösterirdi
F. Rıfkı Atay:
Atatürk, ne mizacı, ne de ideali bakımından diktatörlük inançlısı değildi. Mussolini ve Hitler gibi demokrasiler aleyhine hicivler ve diktatörlük lehine methiyeler söylemiş değildir. Hususi meclislerinde dahi milli hakimiyet davasına gönülden bağlı olduğu sezilirdi. Onun düşmanlığı yobazlığa idi, geriliğe idi, Türk şerefini düşüren ve Türklüğü gelişmekten alakoyan kara ve karanlık gelenek ve göreneklere karşı idi
Ş. S. Aydemir:
Liderdi, diktatör değildi. (..) Başardığı en güçlü savaş, toplumu aşağılık duygusundan temizlemek ve kurtarmak savaşı olmuştur. Hele aydınları Batı karşısında daima aşağılık duygusu içinde yaşamış bir ülkede, bu öyle bir çaba ve mücadeledir ki eğer Atatürk hiç bir şey yapmasaydı, sadece bu başarısıyla gene de bir lider, bir kahraman olurdu.(..) Mussolini ;nin ve başka çağdaş liderlerin, asker gücünü veya ordulaştırılmış siyasi gücü, çeşit çeşit renkte üniformalar, sıra sıra nişanlar ve tören oyunlarıyla sokak malı kıldıkları bir devirde o, İstiklal Madalyası ndan başka hiç bir madalya bırakmayarak bütün nişanları kaldırdı. Süs, kordon, salkım saçak sırmalar gibi abes ve lüzumsuz takınakları bir tarafa attı. Ordusuna sadeliğin vekarını verdi
Kazım Özalp:
Mustafa Kemal Paşa Büyük Millet Meclisi nin manevi şahsiyetine çok önem verirdi. Milletin hakimiyetini ve mebusların dokunulmazlığını esas tutardı. Meclis in şerefini her fırsatta belirtirdi
Türkiye ;deki gelişmeleri yakından izleyen Prof. Arnold Tonybee diyorki:
1920 lerde Türk toplumu ya gelişecek ya da ölecekti. Her ne panasına olursa olsun yaşamayı yeğlemiştir. Bununla birlikte Türkiye ;de tek parti yolu, hiç bir zaman faşist-nazi-komünist tipi bir diktatörlük biçimini almamıştır
R. Eşref Ünaydın:
;Halk arasına karışıp dolaşmaktan kendini alamazdı. Halktan, balık denizini, kuş havasını arar gibi hoşlanırdı. Varlığının manasını halkta bulurdu.
Kılıç Ali:
Milletinin eğlencelerine iştirak ederek halkla beraber bulunmaktan, beraberce eğlenip vakit geçirmekten zevk alır, bahtiyarlık hissederlerdi. Halk ile yakından temas ederek hep beraber eğlendiği zamanlar, neşesine payan olmazdı. Bu gibi yerlerde dans etmek, vatandaşları ile bilhassa milli oyunlar oynamak, onun için büyük bir sevinç ve neşe vesilesi olurdu. Halk ile birlikte eğlenmek onun en büyük emeli idi

Resmi Hayatı, Yasa ve Yetkilere Saygısı

F. R. Atay:
M. Kemal resmi münasebetlerinde son derece dikkatli, titiz ve merasimci idi. (..) Teferruat ile uğraşmayı sevmezdi. Yalnız dış politikaya devamlı bir alaka göstermiştir. Bazı meselelerde, şikayet ve tenkitler üzerine müdahaleler yapmak ve hakem rolü oynamaktan başka, hükümet işleri ile pek yorulmamıştır
Hasan Rıza Soyak:
;Mesuliyet karşılığı selahiyetlere taassup derecesinde hürmetkardı. Her hangi bir mesele hakkında vazifeli ve alakalıların mütalaalarını dinlemeden, hatta onlarla müzakere ve münakaşa etmeden, kendi görüşünü açıkladığı ve karar verdiği vaki değildir. (..) Huzurunda konuşurken, aklıma gelen mütalaaları arz etmekten çekinmek gibi bir hisse kapıldığımı hatırlamıyorum

Son Söz

Son söz olarak Y. Kadri Karaosmanoğlu diyor ki:
M. Kemal eğer yalnız kendini düşünen bir ikbalperest olsaydı, Türk milletini Kanuni devrinden beri görmediği bir hakimiyet ve istiklale kavuşturduktan sonra, isterse Sultanlık tacını, isterse Hilafet hil atini giyebilirdi. Fakat M. Kemal bu ganimeti ittikten başka, zafer çelengini bile başından sıyırıp şöyle bir yana koydu. İzmir e girişimizin dördüncü ayında, bir siyasi partinin lideri sıfatıyla memleket içinde seçim ve inkılap seferine çıktı. Bu sefer, öbüründen daha çetin, daha tehlikeli bir seferdi. Yıllarca süren cehitle kazanılmış bütün nüfuz ve kudretini kaybedebilir, bir an içinde o hudutsuz populerliği mahvolup 1918 yılının karanlık şartlarına dönebilirdi. Buna rağmen yürüdü. Çünkü nüfuz ve ikbal meraklısı, bir şan ve şöhret düşkünü değil, bir ideal fedaisiydi
Atatürk ün bu tercihini Hasan Rıza Soyak da şöyle değerlendiriyor:
Eğer isteseydi her şey olabilirdi. Mesela istilacılarla birlikte memleketi terk edip giden son Osmanlı Padişahının yerine geçmek, kendisi için işten bile değildi. Bu suretle kalan ömrünü, halkın muhabbet ve minnettarlık halesiyle çevrili olarak, büyük bir ihtişam ve rahatlık içinde tamamlayabilirdi. Fakat istemedi. Bu yoldaki teşvik ve tekliflere iltifat etmedi.[..] Çetin, aşılması güç ve bilhassa şahsı için çok büyük tehlikelerle dolu bir yola girmekten çekinmedi
İşte Türkiye Cumhuriyetini kurmuş ve Türkiye ;ye kurtuluş yolunu göstermiş olan gerçekten büyük insan Mustafa Kemal Atatürk ;ün portresi.

113.gif

ATATÜRK HAKKINDA 30 ÖZEL BİLGİ

Kurtuluş savaşının önderi Mustafa Kemal Atatürk hakkında pek bilinmeyen 30 özel madde...

1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ

"Atatürk" lafını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine "Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDİĞİ YEMEK

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI

Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU

Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü "Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar, birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKI AT YAVRUSU

Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği, Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6.TAM BİR SALON ADAMI

En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACİIVERTE YER YOKTU

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım giymeyi sevmezdi.

9.ÖLÇÜLERİ

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan ayakkabı giyerdi.

10.RUMELİ ŞİVESİ

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZİN BİR HİKAYE

Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU.

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE

Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI

Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DÜZEN TAKINTISI VARDI

Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER

Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli yanmış, "Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17.SİGARA PAZARLIĞI

Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti: "Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım".

18."BU NASIL HALKÇILIK?"

Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!"

İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir hocam, adam olmak!"

20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI

Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DİLE MERAKI

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklerdi.

22.FASULYESİNE POKER

Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI

Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ

Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı: "T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25.BİR RİCASI BAŞ TACIDIR

Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acar mısın?" diye sormuştu. Kadın bas örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BİLARDO VE YÜZME

Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo oynardı.

27.EN BAŞARILI DERS

Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere ilgisi hayatı boyunca sürdü.

28.YAGCILARA GECIT YOK

Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBASI GECESI

1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana hediye etmişti.

30.KOSKTEKI GUVERCINLIK

Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği güvercinliği vardı.

ATATÜRK NEREDEN MİLLETVEKİLİ OLDU VE MECLİSE GİRDİ

Mustafa Kemal ATATÜRK mecliste ilk kez ''KOÇHİSAR HEMŞEHRİSİ'' olarak çağrılmıştır.O dönemde milletvekili seçilebilmek için bir yerde 5 yıl süreyle ikamet etmek gerekmekteydi.ATATÜRK o dönemde bir yerde sürekli ikamet etmediği için Koçhisar ATATÜRK'ü 5 yıl süreyle Koçhisar da ikamet etmiş olarak gösterdi.Bunun üzerine Koçhisarın önüne ŞEREFLİ ünvanı verilmiştir meclis kararıyla.ŞEREFLİKOÇHİSAR Tuz Gölü ve Hirfanlı barajının arasında ANKARA'NIN en büyük ilçelerinden birisidir...

atan_n_madalyalar_-1.jpg

ATATÜRK'ÜN ALDIĞI MADALYONLAR
SIRA NO ADI VE VERİLİŞ NEDENİ TARİHİ

1 1. Ordu manevra hatırası 20.08.1937
2 2. Ordu manevra hatırası 13.10.1937
3 Ankara'ya gelişinin 18.yıl hatırası 27.12.1937
4 Müttefik ajanslar 4. Kongresi 1929
5 T.B.M.M. Rozeti -
6 bide-i zafer hatırası 1927
7 İran Şahı'nın Türkiye'yi ziyaretleri hatırası 1934

.Rütbeden Mecidi Niş.
Padişah Abdülmecid
Gümüş-25.12.1906

Rütbeden Mescidi Niş.
Ortası Altın-12.12.1916

Rütbeden Mescidi Niş.
16.12.1917

Rütbeden Osmani Niş.
Padişah Abdülaziz
Gümüş- 06.11.1912


.Rütbeden Osmani Niş.
- 01.02.1915

Rütbeden Osmani Niş.
- 01.02.1916

İmtiyaz Madalyası-- 30.04.1915
2.Abdülhamid

Altın
- 23.09.1917

Harp Madalyası.11.05.1918
5.Mehmed Reşad
Fakfon

Liyakat Madalyası-01.09.1915
2.Abdülhamid
Gümüş

Altın
25 17.01.1916

İstiklal Madalyası
T.B.M.M.
Prinç
35x40 21.11.1923

ATATÜRK ÜN SEVDİĞİ YEMEKLER

Atatürk, boğazına düşkün, çok yiyen bir insan değildi. Kendisi bir konuşmasında ziyafetlerde çok yemek yenmesini tasarrufa aykırı bulduğunu ve sağlığa zararlı olduğunu söylemiştir.

Sabah kahvaltısında; çay, kahve içiyor, fazla bir şey yemiyordu. Soğuk ayranla, bir dilim ekmek yerdi. Bazen bir kâse yoğurt yer, sonra sütlü kahve içerdi.

Öğle yemeği: Bir iki dilim ekmek yerdi. Etsiz kuru fasulye, pilav çok sevdiği yemekti. Kuru fasulyeye, “yağlı fasulye” derdi. Ayran ve limonata içiyordu. İki dilim ekmeği ayrana batırarak yiyordu. Yoğurt da ayrıca yiyordu. “Kuru fasulyeye okulda alıştım” demiştir. Kışla yemeği, askerî yemek sayılmıştır kuru fasulye. İkindi üzeri ekmeksiz bir bardak ayran içerdi.

Sofradan genellikle doymuş olarak değil, aç kalkarmış.

Akşam yemeği: Akşam yemeğinin ayrı bir önemi var. Konuklarıyla birlikte yiyordu. Devlet görevi akşam yemeklerinde devam ediyordu.

Omlet seviyormuş, özellikle gece geç saatlerde acıkınca peynirli omlet yermiş. Sahanda yumurta da severmiş. Etli taze bamya de sevdiği yemeklerden. Karnıyarık da severmiş. Onu pilav karıştırarak yermiş.

Haşlanmış kuşkonmaz da sevdiği bir yemek. Enginarı hiç yememiş. İstediği halde hiç yiyememiş. Hastayken enginar yemek istemiş. Hatay'dan ısmarlamışlar. Fakat kendisi komaya girmiş ve yiyememiş. Arasıra fava denilen zeytinyağlı, limonlu bakla ezmesinden istediği olurdu. Tatlılarla arası pek iyi değilmiş. Ama gül reçeli severmiş. Kahveyi orta şekerli içermiş. 10-15 fincan içermiş. Hergün 40-50 sigara içermiş. Meyvalardan kavun seviyormuş. Kavrulmuş, tuzlu leblebi, fıstık da sevdiği yiyeceklerden. Soğan, sarımsak, pastırma gibi kokulu yiyecekleri sevmiyormuş. İçkilerden rakı ve bira içiyordu. Sofrasında çeşit bol değilmiş. Köşkte hazırlanan yemekleri yiyordu.

Sarhoşluktan hiç hoşlanmadığı söylenmektedir.

Çocukluğunda annesinin yaptığı Selanik'in ıspanaklı böreğini çok severmiş.

Seyahatlerinde gittiği yerlerde kendisine ikram edilen yörenin yemeklerini zevkle yermiş. Ama bunlar O'nun sürekli yediği yiyecekler değildi.

Kırşehir'de çorba, hindili pirinç pilavı, su böreği, karışık turşu ve meyva ikramları ile karşılaşmıştır. Kırşehir'in su böreğini çok beğenmiş.

Kaman'da sahanda yumurta, yoğurt, balbaşı, pekmez ve meyva yemiş. Kızarmış tavuk, bulgur pilavı da orada ikram edilen yemekler arasındadır. Kaman'da ikram edilen yoğurt ve pekmez karışımı bir tatlı olan balbaşı pekmez dürüm ya da sokum biçiminde yufka ekmekle yenir ki Atatürk bu yiyeceği de sevmiş.

Adana'da severek yediği yemekler şunlardı: Bamya dolması, patlıcan hünkâr beğendi, güveç, sini köftesi, domatesli pirinç pilavı, hanım göbeği tatlısı. Tarsus'ta baklava yemiş ve ayran içmiş. Ayrıca çok miktarda marul yemiş.

Siroza yakalanıp halsiz düştüğü günlerde tatlı yemesi gerektiğinde Yanya tatlısı ve irmik helvası çok hoşuna gitmişti.

Konya'da kendisine sedirler saç böreği ve Höşmerim denen kaymaklı tatlı ikram edilmiş ve Atatürk bu özel yiyeceklerden memnun kalmıştı. Özellikle belediye başkanının evinde hanımı bu yemekleri O'na ikram etmiştir.

ATATÜRK ÜN RESMİ İLE BASILMIŞ İLK KAĞIT PARALAR

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN ATATÜRK ÜN RESMİ İLE BASILMIŞ İLK 50 VE 100 LİRALIK KAĞIT PARALARI

İSTİKLAL MARŞININ GÜTFESİNE ÖDENEN ÜCRETİN KARARI

Karar Nu: 917
C. Nu: 3
S. Nu: 50
Karârnâme
İstiklâl Marşı'nın intihâb ve kabul edilen güftesi için beş yüz lira ikrâmiyenin ve mezkûr marşın bestesinin de kabulünden sonra ikrâmiye olarak verilmesi tesbît olunan beş yüz liranın Müdâfaa-i Milliye Vekâletince Maârif Vekâleti'ne itâsı İcrâ Vekîlleri Heyeti'nin 29/05/[13]37 târîhindeki ictimâında karâr-gîr olmuşdur.
29 Mayıs [1]337

İcrâ Vekîlleri Heyeti Reîsi ve Müdâfaa-i Milliye Vekîli
Fevzi
Şeriye Vekîli
Fehmi Adliye Vekîli
Refik Şevket Dâhiliye Vekîli
Atâ
Hâriciye Vekâleti Vekîli
Fevzi
Mâliye Vekîli
Hasan Hüsnü Maârif Vekîli
Hamdullah Subhi Nâfia Vekîli
Ömer Lütfi
İktisâd Vekîli
Mahmud Celal Sıhhiye ve Muâvenet-i İctimâiye Vekîli
Doktor Refik Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekâleti Vekîli
Fevzi Türkiye Büyük Millet Meclisi Reîsi
Mustafa Kemal

kar_zma_atat_rk.jpg

MUSTAFA KEMAL KENDİSİNİ ZİYARET EDİP FİKİR ALIŞVERİŞİNDE BULUNAN 32 KRAL VE 62 CUMHURBAŞKANINI AĞIRLIYOR